23 Ocak 2011 Pazar

Çaydanlık

Bilen bilir, çok deli çay içerim. Özlediğim şeylerin başında çay geliyor gerçekten. "Al yap kardeşim allaallaa!" tepkisi gelebilir. Alıyorum zaten de, çaydanlık çayının tadını tutturamıyorum pek tabi. Kaldığım yerde mutfakta kahve için bilimum gereç var yalnız çay için hiç bir şey yok. Sallama çay hiç sevmem ama bazen onu içmek zorunda kalıyorum. Bir de diğer bir alet var, isminin de ne olduğunu bilmiyorum. Normal demlemelik çayı içine koyup sallıyorsun. Tadı biraz daha iyi ama, ı-ıh tutmuyor gerçekten de.
Kısacası çaydanlık bulmalıyım acilen, anormal ihtiyacım var. Bir de yeni öğrendiğim bir şey, genelde kullandığımız metal çaydanlıklar dünyanın başka bir yerinde sanırım hiç yaygın değil. Çayı demin bahsettiğim çay tutacağına koyup demliyorlar anladığım kadarıyla. İngilizlerin çaydanlıkları da genelde porselen ve altlarında su ısıtabilinen bir kap yok. Kısacası o da pek başarılı değil.
Ikea'da falan da yoktu çaydanlık, yakın bir zamanda çaydanlık bulmalıyım, yoksa Türkiye'ye döndüğümde çaydanlığı öpebilirim toprak yerine.

Çeşmeden Su İçmek

Küçükken, Ankara'da yaşıyorken çeşmeden su içebiliyorduk. Su iyiydi baya. Sonra Kızılırmak falan fistan bişeyler oldu ve artık içemiyorduk. Bu özgürlüğe burada yeniden kavuştum sanırım. Çeşmeden su içebilmek çok iyi birşey. İlk geldiğim gün zaten bayağı bir su aradık. Sonra mineralli su aldık ve normalde olmasını beklediğim fiyattan baya da bir pahalıydı. Sonra yurda geldiğimde eşyaları yerleştirirken insanların suyu çeşmeden içtiğini fark ettim. O an üzülmekle sevinmek arasındaki ince çizgiyi hissettim sanırım.
Öğrendiğim üzere İsveç içme suyu en temiz ülkelerden biriymiş. Suları da baya güzel bence. Sert değil. Damacana pompasını kanırtmaktan veya bir şişeyi doldurmak için iki saat beklemek zorunda değilim. Baya iyi bir olay oldu bu.
Ayrıca daha da hoş bir şey gördüm. Okuldaki umumi tuvaletlerde plastik bardaklar var. Öyle alıp içiyor herkes tuvaletteki musluktan. Ama ben o kadar susamadım sanırım. Temiz memiz ama iki dakika önce işimi gördüğüm yerden su içmek biraz garip geliyor şimdilik.

Köpek

Yaklaşık 12 gün oldu Stockholm'e geleli. Sanırım pek çok kişinin kedisi köpeği var buralarda. Otobüslerde metroda her yerde köpekli amcalar teyzeler görüyorum. Parklarda, sokaklarda, yürüyen merdivende, kafayı çevirdiğim her yerde, eşek kadarından kedi kadarına bin bir çeşit köpek gördüm sanırım. Otobüslerde eğer körüklüyse 2, değilse 1 tane boşluk var. Bebek arabaları veya köpekler için. Hayır bir de insan bazılarından korkuyor. Saldırmıyorlar falan ama 2 metre köpek tırsıyorum zaman zaman. Bazı köpekler var, kucak köpeği. 2-3 gün önce yanına oturduğum kadının kucağında vardı bir tane.
Hani insan bir görüyor şirin diyor, iki görüyor tatlıymış diyor da, biraz sıkıldım it görmekten. Sıkılmaktan öte 2 metrelik azmanlardan biri benim eli götürüp kaçmasından korkuyorum biraz da.

13 Ocak 2011 Perşembe

İlk İzlenim

İlk şunu söylemeliyim, teoride olmasa da pratikte İsveççe diye bir dilin var olmasının hiç bir anlamı yok, çünkü İsveççe bilinmesi gereken her ortamda İngilizce konuşabiliyorsun. Buradaki amcalar tahmin edilebileceği üzere biraz soğuk insanlar, öyle konuşmasını çok sevmiyorlar, ki bu aslında bir bakıma iyi birşey. Bir de garip bir geyikleri var, her yerde, her ortamda bahsediliyor. İsveçliler biraz utangaçtır, o yüzden ilk hamleyi sen yapmalısın. Zaten seve seve olmasa da yapıyorum bir şekilde ama madem bu kadar açık bir sorun bu (kendileri sorun olarak düşünüyorlar bunu) düzelt yani ne var, bir insana "merhaba ben jale!" demek ne kadar zor olabilir ki.
Yemek yemek konusunda Türkiye'deki zevklerimle yarışabilecek bir yere daha gitmedim sanırım. İlk gün ufak bir fast food dükkanına girdik. "Kebab" olarak etiketlenmiş bir yemek vardı, tat olarak salamı görüntü olarak döneri andıran bir şey önümüze verildi ve yedik. "Imfh" diyebilirim bu yemek için, çok fena değildi ama İsveçlilerin kebabın ne olduğu konusunda ufak bir tutoriala ihtiyaçları var bence. Son iki gündür birilerinin evinde yiyorum. İlk gün kendi sponsorumun evinde bir akşam yemeği yedim, başarılıydı. "Swedish meatballs" başarılı bir yemek, ama maydonoz ve kimyonu unutuyorlar. İkinci gün de Levent'in sponsorlarında yedik, onlar pek bir şey yapamadılar. Sanırım yarın için planlar yapmalıyım.
Şimdiye kadar bir kere dışarı çıktım, sponsorum Frej'in demesine göre oldukça dandirik bir yer olan Club Union diye bir yere gittik. Benden geçer not aldı ne yalan söyleyeyim, Türkiye'deki ortalama üstü clublarla yarışır.
Bir de son birşeyden bahsetmeliyim ki, Stockholm'de şehrin organizasyonu muhteşem. 1-1.5 milyonluk bir şehir olduğunu söyledi sponsorum Frej. 7 tane metro hattı var. Tam saymadım ama 100 tane de durağı vardır metronun. Metro 1'e kadar çalışıyor. Otobüsler durmuyor. Ve dedikleri dakikada geliyorlar, saniye sektirmiyorlar kalkmak için. Ben ise 3 gün kadar önce şehrin en gelişmiş bölgesine saat 11:15'den sonra bir tane bile otobüs göndermeyen bir şehirde yaşıyordum. İçkiyi yasaklamalıyız bence de ya. Herşeyi çözecek hamle bu.